Bugün ne giyelim?
 

Aslında bu konuda içimden geçenleri paylaşmayı pek düşünmüyordum...

Çünkü, ne zaman arkadaş ortamlarında bu konuyu tartışmaya kalksak ‘karşımdakilerle' adeta birbirimizi dövme noktasına geliyoruz...

‘Üretmeyen insanlar, sadece tüketim odaklı yaşamakla kalmıyor, hedefsiz ve amaçsız bir hayat da sürmek zorunda da kalıyorlar... Hayalleri olmayan, kendisine gelecekle ilgili büyük hedefler koymayan bir birey, bir aile, bir şirket, bir topluluk, bir toplum, bir halk tabii ki günübirlik yaşayacak'

Bakınız... Bu tesbitim öyle çok alınılacak, yüz ekşitilecek bir saptama değil...

‘Tembel' bir toplumuz, ‘hazıra alışmış' insanlarız falan demiyorum...

Ama hedefsiz ve amaçsız yaşıyoruz.

Kuşaktan kuşağa değişirken, yeni gelen kuşak bir öncekinden devralmıyor hayalleri...

* * *

Askerliğimin sona ermesinden hemen sonra, uzun bir yurtdışı seyahetim oldu.

Biraz kafamı dinlemek, yeniden ‘start' vermeye hazırlandığım yoğun iş hayatına başlamadan önce ruhumu dinlendirmek, geçmişle hesaplaşmak istedim.

Bol bol gezdim, fotoğraf çektim.

Beni tanıyanlar çok iyi bilir. İnsan portreleri çekmek, ve fotoğrafını çektiğim insanlarla kısa sohbetler etmek bana büyük keyif verir.

Gittiğim bölgelerde birçok insanla tanıştım, ayaküstü yüzlerce kısa sohbetin tadını çıkardım... Her insanın ilk kez gördüğü kişiye bile anlatacak küçük bir hikayesi olduğuna inanırım ben...

‘Geçinip gidenler' vardır genelde... ‘Nasıl gidiyor hayat teyzeciğim?' sorusuna verilen cevaplar da hep bu tarzdır. Geçiniyoruz ya gidiyor işte... Yaşı ilerlemiş birçok teyzenin, dayıların, ninelerin ve dedelerin cevapları böyle başlar... Biraz sohbet ilerleyince ‘Böyle geldi, böyle gider'le bitirirler konuşmalarını...

Geçinmek... Gitmek...
Geldiği gibi gitmek!!!

Bir de genç kuşak var oralarda... Hayalleri için yaşayan bir genç kuşak!

Çalışan, üreten, kendine yeni hedefler koyan, ama tüm olumsuzluklara rağmen çizdiği yoldan ödün vermeyen bir genç kuşak...

Gelenek ve göreneklerini koruyan, toplumsal değerlerine sahip çıkan, ‘yüksek yaşam seviyesi' uğruna bu değerlerini kotunun arka cebine sıkıştırmayan bir nesil var orda!

Sosyal hayat ‘yüksek sesli, çift eksozlu bir araba' sahibi olmak ve ‘anlamını bilmediği bir rock parçasında kafa sallamak' değil orda...

Ve popoların altına kadar çekildiğinde mini etekler, ‘aferin' demiyor anneler...

Babalar övünmüyor: ‘Ben kızımı özgür yetiştiririm' diye!!!

Ordaki genç kuşağın ‘özgürlüğü' eteğin seviyesi ve 12-13 yaşındaki kız çocuğunun gecenin biryarısı eve dönmesi ile ölçülmüyor...

Ve her geçen gün biraz daha büyüyen gelişen, dünyayla rekabet edebilen bir ülkenin bireyleri olarak sorumluluklarını biliyorlar. ‘Benim ülkem' derken hangi ‘devlet'in vatandaşı olduklarını çok iyi biliyorlar. İnsanların kanlarına işlemiş bir vatan sevgisi var orda. Bayraklarını, marşlarını, kurumlarını tartışmıyorlar zırt-pırt...

Bir ülkeden diğer bir ülkeye seyahat ederken, çekmecede özenle sakladıkları bir başka ülkenin pasaportu yok onlarda...

Gelecek geliyor, umut ve hayalleriyle geleceğe hazırlanıyorlar... Ne olduklarını ve kim olduklarını bilerek... Bıkmadan usanmadan çalışıyorlar, üretiyorlar.

Daha iyiyi hak ediyorlar ve alıyorlar söke söke...

* * *

Peki ya biz?

Nerdeyiz?

Tüm bu yazdığım cümlelerin hangisini giydirebiliyoruz üstümüze?

Hangisi bize yakışıyor?

Hangisi bizim vücudumuza oturuyor?

Bol gelmeden, sağdan soldan sarkmadan!!!

Paçaları yerlerde sürünmeyen...

Ve başkasından ödünç almadan giyeceğimiz bir kıyafet...

Dedim ya günübirlik yaşıyoruz!

Hayalsiz!

Yarınsız!

Ertesi gün ne giyeceğimiz, hangi kıyafetle dolaşacağımızın bugün bir önemi yok...

Bir renk uyduracağız nasıl olsa yarın da!

Ortak bir hedefte buluşamıyoruz nedense hiçbir zaman...

Ama ‘herşeyi tartışıyor' olmanın gururu var üstümüzde...

Kendimize döndürüp aynayı korkusuzca bakamıyoruz halimize!

Korkuyoruz belki biraz!

Söylediğim gibi; ‘herşeyi tartışıyoruz' ya bu yetiyor herşeye.

* * *

Yine e-posta adresime mesajlar gelecek...

Şimdiden tahmin ediyorum okuyucularımdan gelecek tepki ve yorumları...

Ve özünde şu olacak yazılanların: ‘Sevgili Ahmet, Böyle geldi böyle gider'!!!

Doğru... Böyle gelip böyle gider...

Bazen delip geçse de!!!

Şubat 2006 - VATAN Gazetesi'nde yayınlanmıştır...

 
back to articles main page