Ben Geldim Dostlar
 
Dile kolay tam bir yıl...

Bundan bir yıl önce çantamı alıp gitmiştim... Öyle uzaklara falan değil...
Ama nedendir bilmem o 'gidiş günü', bugüne kadar gittiğim en 'uzak' ülkeden daha da 'uzak' gelmişti.

Bir uğultu vardı o sabah kulaklarımda... Daha önce duymadığım bir uğultu...
Sarsıntı vardı beynimde!...

Hep anlatırlardı gitmeden... İlk günler çok zor geçer ama 'geçer'!!!
Haa bir de özellikle önceden gidenler; 'Yiyemem yok yiyeceksin' diyorlardı gülerek...

Belki de bu anlatılanlardı, o günkü mevcut ruh halimin ağır bir yük gibi omuzlarıma çöküşü...
Belki de bir heyecandı bu kalbimden vücuduma yayılan, ama daha önce bu kadar fazlasını görmediğinden bu vücut, bu tecrübesiz beyin, farklı tepkiler gösteriyordu geçmişte gösterdiklerinden...

Erken kalkmıştım. Benden önce annem-babam kardeşlerim zaten kalkmıştı. Babam o gün hergünkü gibi değil, daha farklı baktı gözlerime. Hiç böyle bakmamıştı önceden...
'Gurur' kelimesinin o gün ne anlama geldiğini bir kez daha anladım babamın gözlerinde...
Ve elini öperken...

Annemin bana sarılışı ve sırtımı okşayışı daha önceki ayrılıklar gibi değildi nedense... Gülüyordu gözleri ama mavi gözlerinin içineki özlem dolu bakışlar hiç belirmemişti daha önce...
Görmemiştim böylesini...

En çok da analar özlermiş zaten bu yolculukta evlatlarını...

...Ve yolculuk. Yolda giderken kimse konuşmuyordu. En iyi arkadaşım ve sevdiğim suskundular nedense tüm yol boyunca...

'Sigara' derken ve uzatırken paketi, nedense yüzüme bakmıyordu arkadaşım!

Kapıdan içeri girerken birbirimize birkaç kelime etmiştik. Ama pek bir anlam ifade etmiyordu bana bu kelimeler artık.
Uğultu artmıştı kulaklarımdaki, ve artık 'ne olacağım ben' değil 'ne oldum ben' sorusuna cevap aramanın derdindeydim...
Sonra girdik o kapıdan... Ben ve benim gibi yüzlercesi. Yürümeye başladık... Arkama dönüp bakmak istemezdim aslında ama, baktım işte...
Sevdiğimin gözyaşları ilk kez bu kadar koyuyordu bana... Neden gelmişti ki buraya kadar? Keşke gelmeseydi... Zaten gelmesin demiştim ama dinlemedi yine!
Ama o ne güçlü bir bakıştı öyle!
İyi ki de gelmiş ve iyi ki de o bakışını görmüştüm!
İyi ki dinlememiş beni...

Tüm bunların yanında, size anlatmamın imkansız olduğu birşeyler daha kıpırdıyordu içimde...
Gurur, mutluluk, heyecan, hepsini karıştırın ama birşeyler daha koyun bunların arasına, adını koyamadığım. Öyle bir şey ki, göğsün kabarıyor ister istemez, omuzların dikleşiyor, daha farklı bir yürüyüşün var artık istem dışı... Nefes alış verişin bir farklı oluyor! Gözlerin farklı bakıyor etrafa!

Sen eski sen değilsin artık!

'Sen' yeni bir 'sen' olmanın ilk adımlarını atıyorsun artık...

Ve bir yıl geçti işte... O günü tüm detayı ile hatırlıyorum...
Bir yıldan sonra oradan ayrılışımı da...
İnanın 'pırrr' diye geçti...

Askerdim ben bir yıl boyunca...

Piyade Çavuş Ahmet Kasımoğlu... Ama bana hep 'Ahmet Çavuş' derlerdi.
Erlerin 'Çavuşum'u, Çavuşların 'Kasımoğlu'su...

Hayatımda yaşadığım en güzel, en anlamlı, en coşkulu, en stresli ama en kazançlı bir yılı geçirdim ve döndüm buraya tekrar...

'Yiyemem yok yiyecen' diyorlardı... İyi ki de yemişim bu bir yılı diyorum şimdi kendi kendime...

İyi ki de tanımışım o yüzlerce insanı...

İyi ki de tutmuşum o nöbetleri...
En sevdiğim saat olan sabah 3-6 nöbetlerinde, iyi ki de görmüşüm güneşin doğuşunu...
...Ve omzumda silahım, üniformam, kolumda mücahit arması, ay yıldızlı bayrakların altında 'Merhaba Kuzey Kıbrıs'ım, işte bir güne daha başlıyoruz' diye iyi ki de mırıldanmışım kendi kendime...
İnsan bazı şeyleri çok daha iyi anlıyor böyle bir ortamda... 'Merhaba' derken güne, içten 'merhaba' diyor!... Yüreğin konuşuyor aslında doğan güneşe, ve sen yüreğinden gelen sesi veriyorsun, pırıl pırıl doğan yeni güne...

Her sabah kalkmışsam sabahın 6'sında ve her gece yatmışsam erkenden, iyi ki de kalkmışım, iyi ki de yatmışım diyorum şimdi...

Heeyy gidi askerlik heyyy!!!

Geriye sayım yapardık özellikle son günlerimizde... Saniye hesabını tutanlar bile vardı...
Her saniyesi, insanın kişisel gelişimi ve ruhsal olgunluğa kavuşması için bir altın değerinde...
Her saniyesini doya doya yaşıyor insan...
Ama acı, ama tatlı...
Acısını unutmak çok kolay, zaten saatler sürmüyor unutmanız...
Ya tatlı yanları... Güzel tarafları...
Bir ömür sizinle...
Bir ömür taşıyorsunuz, kendi ellerinizle hazırladığınız 'kendi karakterinizi'...

Burdan tüm sevdiklerime selam olsun...
Ben geldim dostlar!
Selam olsun burdan tüm asker arkadaşlarıma...


Kışlada su savaşı yaptığımız gün kadar çocuğum hala...
Kantinde çukulatları 3'er 3'er götürdüğüm gün kadar umarsızım belki hala...
Ketçap tüpünü arkadaşımın yüzüne boşalttığım gün kadar şımarık belki, ve kahkaha atmaya hazır biriyim hala daha!

Ama komutanımın sırtımı okşayıp, 'Bravo çavuş' dediği gün kadar da gurur dolu göğsüm...

Hepsinden ötesi, asker olmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu yaşayıp bizzat görmenin huzurunu taşıyorum yüreğimde...

Ne mutlu bana o günleri yaşamışım...
Ve içten bir teşekkür... Yüksek sesle bir 'sağol'!...
Bu güzel günleri yaşamamda az ya da çok rol üstlenen tüm Güvenlik Kuvvetleri mensuplarına...

Tekrar buluşmak üzere...
Sevgiyle kalın...

Şubat 2006 - VATAN Gazetesi'nde yayınlanmıştır...

 
back to articles main page